Görsel


Endüstriyel Hangarlardan Yayılan Çağdaş Estetik

Avrupa çağdaş sanat haritasında mekâna özgü radikal yerleştirmeleri ve kentsel dönüşümle kurduğu organik bağıyla öne çıkan 18. Lyon Çağdaş Sanat Bienali (18e Biennale d'art contemporain de Lyon), 19 Eylül – 13 Aralık 2026 tarihleri arasında gerçekleşecek ana sergi takvimini resmen paylaştı. Basın ve profesyonel ön izleme günleri 16-18 Eylül 2026 tarihlerinde başlayacak olan bienal, kentin zengin üretim hafızasını dünyanın dört bir yanından davet edilen 120 sanatçının güncel pratikleriyle buluşturuyor.

Görsel


Etkinliğin ana sergileme omurgasını, Fransa Ulusal Demiryolları’nın (SNCF) tarihi vagon ve lokomotif bakım tesisleri olan anıtsal Les Grandes Locos hangarları oluşturuyor. Yüksek tavanlı çelik konstrüksiyonları, devasa vinç hatları ve endüstriyel dokusuyla çağdaş sanata ev sahipliği yapan bu alanın yanı sıra macLYON (Musée d'art contemporain de Lyon) ve kentin 11 farklı kamusal mekânına yayılan sergi rotası, izleyiciyi geniş ölçekli bir kentsel keşfe davet ediyor.

Küratörlüğünü Berlin merkezli Avustralyalı yazar ve küratör Catherine Nichols’ün, sanat direktörlüğünü ise Isabelle Bertolotti’nin üstlendiği 18. edisyon; geçiş evreleri, ekolojik kırılmalar ve gezegensel ilişkisellik kavramlarını odağına alıyor. Nichols’ün mekânın tarihsel katmanlarıyla diyalog kuran küratöryel yaklaşımı, sanatı steril galeri duvarlarından çıkarıp makinelerin, nehirlerin ve emek tarihinin canlı dokusu içerisine yerleştiriyor.

Çok Sesli Coğrafyalar ve Kolektif Dönüşüm

Sergi seçkisi, Pasifik Okyanusu havzasından Latin Amerika’ya, Afrika’dan Doğu Avrupa’ya uzanan geniş bir coğrafi dağılımı içererek Batı merkezli sanat kanonunun ötesinde yeni ilişkisel anlatılar kuruyor. Farklı kuşaklardan sanatçıların bir araya geldiği bu çok sesli kurgu; yerel zanaat bilgileri, yerli kozmolojiler ve dijital teknolojilerin kesişiminde şekillenen melez üretim biçimlerini görünür kılıyor.

Les Grandes Locos’un devasa hacimlerine özel olarak üretilen büyük ölçekli kinetik heykeller, ses enstalasyonları ve mimari müdahaleler, ziyaretçiyi pasif bir gözlemci olmaktan çıkarıp mekânsal deneyimin doğrudan parçası kılıyor. Dönüşen kentsel peyzajın ve endüstri sonrası terk edilmişliğin ortasında filizlenen bu sanatsal müdahaleler, ekolojik kriz çağında kolektif direnç ve onarım olasılıklarını tartışmaya açıyor.