Külhöyük’te 66 Milyon Yıllık Fosille Antik Koleksiyonculuk İzi

Ankara Gölbaşı'ndaki 5 bin yıllık Külhöyük yerleşiminde, Neojen ve Kretase geçişine tarihlenen 66 milyon yıllık bir deniz kabuklusu (Gastropoda) fosili gün ışığına çıkarıldı. Tetis Denizi kalıntısı olan fosilin bir Tunç Çağı tabakasında belgelenmesi, antik çağ insanlarının jeolojik nesneleri merak ve koleksiyon amacıyla topladığını gösteren öncü bir keşif olarak tartışılıyor.
Tunç Çağı Katmanında 66 Milyon Yıllık Bellek
İç Anadolu’nun kalbinde, Hatti ve Hitit uygarlıklarının önemli merkezlerinden biri kabul edilen Ankara’nın Gölbaşı ilçesindeki Külhöyük, arkeoloji ile paleontolojiyi buluşturan sıradışı bir buluntuya sahne oldu. T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından 14 Eylül 2026 tarihinde kamuoyuna duyurulan keşifte; yaklaşık 5 bin yıllık yerleşim katmanları arasında, günümüzden 66 milyon yıl öncesine ait deniz canlısı kalıntısı belgelendi.

Uzmanlar tarafından yapılan ilk taksonomik incelemeler, fosilin Mesezoik Çağ sonlarında Orta Anadolu havzasını kaplayan kadim Tetis Denizi kıyılarında yaşamış bir karındanbacaklıya (Gastropoda) ait olduğunu ortaya koyuyor. Milyonlarca yıllık denizel tortulların taşlaşmasıyla şekillenen bu kabuk, bölgenin derin jeolojik geçmişini belgeleyen nadir bir doğa tarihi kanıtı niteliği taşıyor.
Keşfin arkeolojik açıdan asıl çarpıcı yönünü ise buluntunun bağlamı oluşturuyor. Höyüğün Tunç Çağı ve Hitit tabakalarında tespit edilen bu deniz fosili; çevresel aşınmayla değil, insan eliyle taşınarak yerleşime sokulmuş olabileceği ihtimalini güçlendiriyor. Bu durum, antik çağ insanlarının çevrelerindeki jeolojik tuhaflıkları fark edip toplayarak biriktirdiğine, takas ettiğine ya da ritüelistik birer nesne olarak koruduğuna dair somut bir tabakalanma sunuyor.

Antik Koleksiyonculuk ve Jeolojik Merakın Kökleri
Külhöyük’te daha önce açığa çıkarılan ve 4 bin yıllık bir Hitit kabı içinde korunan yanmış tohum kalıntılarının ardından gelen bu fosil, yerleşimin sakinlerinin doğayla kurduğu ilişkiyi bambaşka bir boyuta taşıyor. Prehistorik toplulukların "derin zaman" algısına ve fosillere yüklediği sembolik anlamlara kapı aralayan buluntu; modern jeolojinin doğuşundan binlerce yıl önce de insanoğlunun fosil kalıntılarına karşı entelektüel ve mistik bir merak beslediğini belgeliyor.
Yakındoğu arkeolojisinde ender rastlanan bu tür nesneler, antik saray ve konut alanlarında birer prestij simgesi, şifa nesnesi veya tılsım olarak saklanan ilk "koleksiyonculuk" pratiklerine işaret ediyor. Kireçtaşı ve killi tabakaların arasından toplanarak yerleşim merkezine getirilen bu deniz kabuğu, Neolitik ve Tunç Çağı insanının yalnızca tarımsal üretimle değil, yerkürenin gizemli izleriyle de zihinsel bir temas kurduğunu kanıtlıyor.
Arkeometri ve jeoarkeoloji ekiplerinin fosil üzerinde yürüttüğü mikro-kalıntı ve izotop analizleri, nesnenin Külhöyük’e hangi coğrafi rotadan ve nasıl bir kültürel işlevle getirildiğini aydınlatmayı hedefliyor. Bozkırın ortasında 66 milyon yıllık bir okyanus fısıltısını saklayan bu höyük, Anadolu toprağının insanlık tarihiyle jeolojik zamanı iç içe ören sonsuz hafızasını geleceğe taşımaya devam ediyor.