İstiklal Caddesi’nde Kurumsal Koleksiyonculuğun Yeni Eşiği

Cumhuriyet’in iktisadi ve toplumsal inşasına paralel olarak filizlenen kurumsal koleksiyonculuk geleneği, Beyoğlu’ndaki tarihi Boudouy Apartmanı’nda hayat bulan Türkiye İş Bankası Resim Heykel Müzesi ile en yetkin temsil alanına kavuşuyor. Müzenin dördüncü ve beşinci katlarına yayılan Türk Resmini İzlemek başlıklı kalıcı sergi, Ağustos 2026 sonu itibarıyla tamamlanan kapsamlı küratöryel güncelleme ile kapılarını yeniden açıyor.

Küratör Prof. Dr. Gül İrepoğlu’nun kaleme aldığı koleksiyon monografisi ekseninde yeniden yapılandırılan sergi güzergâhı, ziyaretçiyi yukarıdan aşağıya doğru akan organik bir sanat tarihi anlatısına davet ediyor. Yenilenen yerleşim planı; yalnızca tamamlanmış tuvalleri değil, sanatçıların desen defterlerini, kişisel mektuplarını ve atölye fotoğraflarını da sergileme kurgusuna dahil ederek yapıtların ardındaki zihinsel üretim süreçlerini görünür kılıyor.

Koleksiyonun omurgasını oluşturan Osman Hamdi Bey, Şeker Ahmed Paşa ve Hoca Ali Rıza gibi kurucu figürlerin yapıtları, Asker Ressamlar kuşağının Doğu-Batı estetiği arasındaki geçişken duyarlılığını mekanın mimari ritmiyle buluşturuyor. Işık ve gölgenin erken dönem peyzajlarındaki pastoral dinginliği, imparatorluktan ulus devlete evrilen görsel dönüşümün ilk ipuçlarını sunuyor.

Çallı Kuşağı’ndan d Grubu’na Çok Katmanlı Ufuk

Müzenin yenilenen salonlarında 1914 Kuşağı (Çallı Kuşağı) sanatçılarının izlenimci paletleri, Birinci Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı atmosferinin toplumsal dinamikleriyle harmanlanıyor. İbrahim Çallı, Hikmet Onat ve Namık İsmail gibi ustaların açık hava ışığını ve figüratif kompozisyonları merkeze alan tuvalleri, yeni eklenen tematik odalarda kentin modernleşme serüvenini doğrudan belgeliyor.

Erken Cumhuriyet ideolojisinin plastik sanatlardaki karşılığı sayılan d Grubu ve sonrasındaki soyut arayışlar, serginin modernizm hattını kübist ve konstrüktivist etkilerle genişletiyor. Sanatçıların biçimsel arayışlarına eşlik eden arşiv belgeleri, yerel motifler ile evrensel avangart akımların Türkiye sanat ortamında nasıl sentezlendiğini çok sesli bir diyalog üzerinden tartışmaya açıyor.