Kadim Liman Topraklarında Yükselen Koruma Krizi

Görsel

Dünya arkeoloji mirasının en seçkin merkezlerinden biri olan ve UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer alan Efes Antik Kenti, turizm altyapı projeleri ile arkeolojik koruma ilkeleri arasındaki gerilimli bir tartışmanın odağına yerleşti. Kentin girişinde yapımı süren ve dava süreçleri devam eden Ziyaretçi Karşılama Merkezi inşaat alanında gerçekleştirilen bilirkişi keşfinde, yüzeyin yalnızca 60 santimetre altında Geç Roma ve Bizans dönemlerine ait tarihi kalıntılara rastlandı.

Açılan temel hendeklerinde tespit edilen seramik parçaları, tuğla ve yapı izleri, inşaatın yapıldığı arazinin sıradan bir boşluk olmayıp antik kentin kentsel dolgu tabakalarını barındırdığını belgeliyor. Uzmanlar, bu buluntuların Efes Limanı'nın alüvyonlarla dolup kapanma sürecine tanıklık eden 4. ile 7. yüzyıl arasındaki geç antik evreye işaret ettiğini vurgulayarak alanın taşıdığı yüksek arkeolojik potansiyelin altını çiziyor.

Sit Statüsü, Betonlaşma ve Jeoradar Zorunluluğu

Ege Çevre ve Kültür Derneği (EGEÇEP), TMMOB Jeofizik Mühendisleri Odası ve mimarlık örgütleri, projenin uygulandığı sahanın I. Derece Arkeolojik Sit Alanı olduğuna dikkat çekiyor. Yasal mevzuat gereğince bilimsel koruma amaçlı kazılar haricinde her türlü yapılaşmaya kapalı olan bu alanda ağır iş makineleriyle beton platformların oluşturulması ve derin kanalların açılması, uluslararası koruma standartlarıyla açık bir tezat oluşturuyor.

Arkeoloji ve jeofizik uzmanları, inşaat faaliyetlerine derhal son verilerek alanın tamamında tahribatsız yeraltı görüntüleme tekniği olan jeoradar (GPR) taramalarının yapılmasını talep ediyor. Yeraltında gömülü olabilecek diğer taşınır ve taşınmaz kültür varlıklarının tespiti yapılmadan sürdürülecek beton döküm işlemlerinin, kentin henüz gün ışığına çıkmamış bin yıllık tarihsel katmanlarında geri dönülemez tahribatlara yol açacağı belirtiliyor.

Görsel

Kültürel Miras Yönetiminde Emsal Karar Beklentisi

Efes'in kolektif hafızası, antik metropolün yalnızca anıtsal mermer caddelerinden ibaret olmadığını; liman çevresi, bataklık drenaj sistemleri ve geç dönem yerleşim dokusuyla yaşayan organik bir bütün olduğunu hatırlatıyor. Karşılama Merkezi projesine karşı açılan davada mahkeme heyetine sunulacak bilirkişi raporu, Türkiye'deki arkeolojik sit alanlarında turizm yatırımları ile miras etiği arasındaki dengenin geleceğini tayin edecek kritik bir dönemeç niteliği taşıyor.

İnsanlığın ortak mirasını koruma sorumluluğu ile kitle turizminin mekânsal talepleri arasındaki bu hassas karşılaşma, kültürel varlıkların dokunulmazlığı ilkesini bir kez daha gündeme taşıyor. İzmir ve çevresindeki sivil inisiyatiflerin yükselttiği koruma çağrısı, geçmişin kırılgan katmanlarını ranta ve plansız yapılaşmaya kurban etmeden yarınlara aktarma kararlılığını simgeliyor.