60 Müzeden 550 Nadide Takı Ankara Etnografya Müzesi'nde Buluştu

Ankara Etnografya Müzesi, Anadolu'nun 12 bin yıllık süslenme ve madencilik geleneğini gözler önüne seren "Elde Vefa, Gözde Zarafet: Takı Sanatının 12 Bin Yıllık Öyküsü" sergisine ev sahipliği yapıyor. Türkiye genelindeki 60 farklı müzeden derlenen 550 seçkin eserin yer aldığı ve 276'sının ilk kez sergilendiği seçki, Epipaleolitik çağlardan Osmanlı'ya uzanan estetik ve statü yolculuğunu belgeliyor.

Avcı-Toplayıcılardan Saray İhtişamına Uzanan Bellek
İnsanlığın doğayla kurduğu ilk bağlardan itibaren varoluşunu, inançlarını ve sosyal statüsünü ifade etme aracı olarak kullandığı süslenme kültürü, başkent Ankara'da anıtsal bir sergiyle hayat buldu. T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesindeki Ankara Etnografya Müzesi, Anadolu coğrafyasının 12 bin yıllık takı ve maden işleme mirasını bir araya getiren Elde Vefa, Gözde Zarafet: Takı Sanatının 12 Bin Yıllık Öyküsü başlıklı dev sergiye ev sahipliği yapıyor.
Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy'un katılımıyla ziyarete açılan sergi, Türkiye'nin dört bir yanındaki 60 farklı müze müdürlüğü koleksiyonundan seçilen toplam 550 nadide eseri kronolojik bir anlatımla sunuyor. Sergi envanterinde yer alan parçaların 276 tanesinin ilk kez gün yüzüne çıkarak vitrinlerdeki yerini alması, arkeoloji ve sanat tarihi çevrelerinde büyük heyecan yaratıyor.
Deniz Kabuklarından Altın ve Değerli Taşlara
Seçki, Epipaleolitik ve Neolitik çağlarda hayvan dişleri, deniz kabukları ve obsidyen gibi doğal malzemelerin delinmesiyle üretilen ilk kişisel süs eşyalarından başlayarak, maden çağlarının sofistike döküm tekniklerine uzanan evrimsel bir köprü kuruyor. Kalkolitik ve Tunç Çağı ile birlikte Anadolu madenciliğinin ulaştığı teknik yetkinlik, Hitit, Urartu, Frig, Lidya, Helenistik ve Roma dönemlerine ait altın ve gümüş diademler, iğneler ve fibulalarda somutlaşıyor.
Takının yalnızca görsel bir süs değil; aynı zamanda nazardan korunma, dini adak, güç gösterisi ve aidiyet simgesi olduğunu belgeleyen koleksiyon, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı İmparatorluğu'nun saray kuyumculuğuyla zirveye ulaşıyor. Telkâri, savat, güherse ve kakma gibi kadim kuyumculuk tekniklerinin incelikle sergilendiği vitrinler, el işçiliğinin asırlar boyunca kuşaktan kuşağa nasıl aktarıldığını gözler önüne seriyor.