Türk Baskı Resminin Büyük Ustası Süleyman Saim Tekcan Hayata Gözlerini Yumdu

Türk çağdaş sanatının ve özgün baskı resminin kurucu ustalarından, akademisyen ve IMOGA’nın kurucusu Prof. Dr. Süleyman Saim Tekcan, 18 Ekim 2026 tarihinde 86 yaşında hayatını kaybetti. Anadolu uygarlıklarının plastik hafızasını gravür, elek baskı, yağlıboya ve heykelle bütünleştiren usta sanatçı, ardında kuşakları besleyen devasa bir görsel arşiv ve kurumsal miras bıraktı.
Özgün Baskının Türkiye’deki Kurumsallaşması ve Akademik Miras
Türk resim sanatında özgün baskı disiplininin bağımsız bir plastik dil olarak kabul görmesinde başat rol oynayan Prof. Dr. Süleyman Saim Tekcan, 18 Ekim 2026 tarihinde 86 yaşında aramızdan ayrıldı. 1940 yılında Trabzon’da dünyaya gelen sanatçı, Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Resim-İş Bölümü’nden mezun olduktan sonra Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde lisans ve sanatta yeterlilik eğitimini tamamladı. Almanya’da baskı teknikleri üzerine yürüttüğü araştırmaları Türkiye’deki akademi mutfağına taşıyan Tekcan, kurduğu atölyelerle yalnızca kendi pratiğini derinleştirmekle kalmadı, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi ve Yeditepe Üniversitesi başta olmak üzere pek çok kurumda Güzel Sanatlar Fakültelerinin kurucu dekanlığını ve bölüm başkanlığını üstlenerek çağdaş sanat eğitiminin omurgasını inşa etti.

Sanatçının Türk kültür hayatına en kalıcı armağanlarından biri, 2004 yılında İstanbul Çamlıca’da kurduğu IMOGA (İstanbul Grafik Sanatlar Müzesi) oldu. Yarım asrı aşan atölye birikiminin kurumsal bir hafıza mekanına dönüşmesiyle doğan bu müze, Türkiye’nin ilk ve dünyanın sayılı grafik sanatlar müzelerinden biri olarak konumlandı. Devrim Erbil, Adnan Çoker, Mustafa Pilevneli, Burhan Doğançay ve Ergin İnan gibi ustaların baskı edisyonlarını aynı çatı altında toplayan bu üretim merkezi, baskı resmin "çoğaltılabilir ama özgün" doğasını kamusal belleğe yerleştiren benzersiz bir arşiv işlevi gördü.
Anadolu Uygarlıkları, Hat Estetiği ve Atlar Serisi
Süleyman Saim Tekcan’ın sanatsal dilini tanımlayan en güçlü eksen, Anadolu’nun binlerce yıllık katmanlı tarihini modern soyutlama ve figürasyonla sentezleme becerisidir. Erken dönem çalışmalarından itibaren Hitit güneş kurslarını, Selçuklu taş işçiliğini ve Osmanlı hat sanatının kaligrafik ritmini gravür plakalarına taşıyan sanatçı, geleneksel formları folklorik birer tekrar olmaktan çıkarıp çağdaş grafik tasarımın ve resmin yapısal elemanlarına dönüştürdü. Uygarlıklar, Kuzgun Acar’a Saygı ve Mimar Sinan’a Saygı gibi dönemlerinde yüzey dokusunu metal kalıpların asitle oyulmuş derinliğiyle birleştirerek baskı resimde üç boyutlu bir rölyef etkisi yakaladı.
Sanatçının görsel imzası haline gelen ünlü Atlar ve Atlar ve Hatlar serisi ise Türk sanat tarihinde figürün soyut lekeyle kurduğu en rafine diyaloglardan birini temsil eder. Tekcan’ın küheylanları; anatomik güçleri, gergin kas yapıları ve zarif boyun kavisleriyle tuval veya kağıt yüzeyinde şahlanırken, arka planda akan soyut kaligrafik fırça darbeleriyle zamansız bir mekana yerleşir. Suyun içinden geçen, ışığın kırılmasıyla gövdeleri parçalanan veya altın varaklı katmanlar arasında beliren bu figürler, doğanın saf enerjisi ile insan elinin estetik disiplini arasındaki kusursuz dengeyi simgeler.

Disiplinlerarası Üretim ve Geleceğe Kalan İzlence
Yalnızca kağıt üzeri gravür ve serigrafiyle sınırlı kalmayan Süleyman Saim Tekcan, pratiğini anıtsal yağlıboya tuvaller ve bronz heykellerle genişletti. Yeşilçam sinemasında oyunculuk yaptığı gençlik yıllarından edindiği sahne ve kadraj bilincini resimlerinin dramatik ışık kurgusuna da yansıtan usta, iki boyutlu yüzeyde yarattığı at ve soyut form etütlerini daha sonra üç boyutlu heykellere dönüştürerek mekansal bir ağırlık kazandırdı. Baskı kalıbındaki en ince çizgiden devasa tuvallerin boya katmanlarına uzanan bu çok yönlü hakimiyet, onu malzemenin sınırlarını sürekli zorlayan bir zanaatkar ve entelektüel kıldı.

Seksen altı yıllık ömrüne sığdırdığı binlerce edisyon, yetiştirdiği yüzlerce öğrenci ve kurduğu müze ile Süleyman Saim Tekcan, sanatçının yalnızca eser üreten değil, aynı zamanda kendi ekosistemini inşa eden bir kültür mimarı olabileceğini kanıtladı. Çamlıca’daki baskı preslerinden yükselen mürekkep kokusu ve metal kalıplara kazınan o keskin çizgiler, Türkiye’de görsel sanatların geleceğini şekillendiren en sağlam temel taşları arasında yaşamaya devam edecek.
Photos: imoga.org